Taliban masaya oturmaya hazır değil
- Diğer Dünya Haberleri
- Kolombiya: Güneyin yeni yıldızı
- Sürgün kuşağı
- İlişkili Haberler
- El Kaide'nin içinde
- El-Kaide'den rol çalmak
- Afganları Afganlardan Afganlar kurtarabilir mi?
- Zekice bir Peştun oyunu
- Afgan çıkmazı
- AfPak'ta satranç oyunu
- Afganistan'daki adamımız
- Karzai Taliban'a katılır mı?
- Rusya Afganistan'ı -yeniden- işgal ediyor
- Şeytanla anlaşma
- Durun, siz barışabilirsiniz
- El Kaide'den uyarı mesajı
- Taliban'ın güneyi
- Taliban'la barış mı?
- Paniğe kapılmayın
- Taliban'ın gövde gösterisi
- Savaşma, eğit!
- "Balayı olmayacak"
- Türk gibi Afgan
- Uzak ülke
- Taliban anlatıyor
- Yeni kabus
- Karzai'den başka herkes umutsuz
- "Küçük Amerika"da büyük operasyon
- "Gelecek (insansız) göklerde"
- Afganistan'da şüpheli ölüm
- Afganistan'ın "yağmacı" yönetimi
- Türkiye'nin "Dostum" hatası
- Afganistan'da kadın olmak
- Nüfuz tacirleri
- "Türkiye buluşma noktası"
- Türkiye El Kaide hattı
- El Kaide kitaplığı
Taliban'ın en üst düzey komutanlarından biri olan uzun boylu ve cüsseli Afgan Molla Sabir "Boşuna barış görüşmeleri hakkında soru sormayın. Konuşacak bir şey yok" diyor. "Bu ne siyasi değişim ne iktidar ne de kabinedeki bakanlıkların paylaşımı amacına yönelik siyasi bir mücadele. Afganistan'a yeniden İslam hukukunu getirmek için cihadı sürdürüyoruz" diye devam ediyor sözlerine Afganistan-Pakistan sınırındaki bir kumaş dükkânında. İsminin tamamının kullanılmasını istemeyen Sabir'in dediğine göre, görüşmelerin başlamasını istemeyen bizzat Taliban'ın lideri Molla Muhammed Ömer: "Reddedişindeki tavır daha en baştan öylesine sertti ki, kimse ona bu konuyu açmaya cesaret edemez." Sorun şu ki, Sabir senelerdir Molla Ömer'i görmüş değil ve kimse görmüş mü onu da bilmiyor. Müslümanların kutsal günlerinde internet aracılığıyla Molla Ömer adına gönderilen mesajlar müminlerin tek gözlü komutlarının hâlâ hayatta olduğunun tek belirtisi. Sabir yine de iktidarı yeniden ele geçirene kadar kendisiyle birlikte diğer binlerce Taliban üyesinin mücadeleyi bırakmayacağını anlatıyor.
Afganistan'da herkes barıştan bahsetmeye hevesli, bu arzuyu gerçeğe dönüştürebilecek insanlar hariç. Taliban'ın acımasız müttefiki (eski Afganistan başbakanı) Gulbeddin Hikmetyar gibi ABD Savunma Bakanı Robert Gates de müzakere fikrine destek veriyor. Suudi Arabistan Kralı Abdullah barış için zemin yoklamak amacıyla, Ramazan ayında, Afganistan ve Pakistan'dan yetkililerle eski Taliban üyelerinin katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Ekim ayı sonunda da Afgan ve Pakistanlı aşiret büyükleri ve siyasetçiler İslamabad'da iki günlük bir toplantıda bir araya geldiler. Ancak Molla Ömer'e bağlı Taliban militanları işler tam da istedikleri gibi giderken mücadeleyi bırakmaya hiç niyetli değiller. Mayıs ayından beri Afganistan'da koalisyon güçlerinin verdiği kayıpların sayısı, ABD'nin Irak'ın işgalinden bu yana verdiği kayıpları ilk kez geçti. 2004 yılında neredeyse bitme noktasına gelmiş olan Afgan hareketi daha güçlü olarak geri dönmüş durumda.
Gates her ne kadar ilke olarak görüşmelere başlamaktan yana olduğunu belirtse de, Amerikalılar da barış masasına oturmaya can atmıyor. Bu konudaki ciddi girişimler için muhtemelen yeni ABD başkanının göreve başlamasını beklemek gerekecek. Bugünse herkesin üzerinde hemfikir olduğu husus, sahadaki şartların henüz barış görüşmeleri için uygun olmadığı. 2005-2007 yılları arasında ABD'nin Afganistan büyükelçisi olarak görev yapmış olan Robert Neumann "Askeri açıdan zayıf göründüğünüz bir dönemde görüşmelere başlarsanız, kısmi bir teslim anlaşması için müzakere ediyorsunuz demektir" uyarısında bulunuyor. Bu meseleye bir çözüm bulunması umutları ise, Irak'taki birliklerin sayısının arttırılması stratejisinin mimarı olan ve halen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı görevini yürüten General David Petraeus'a bağlanmış durumda.
Irak'ta durum El Kaide'nin uyguladığı şiddetten bıkan Anbar eyaletindeki aşiret liderlerinin direnişçilere karşı birleşip mücadele etmeleriyle iyileşmeye doğru gitti. Oysa kendi savaşını yürüten Taliban yabancılardan emir almıyor. Taliban komutanları Usame Bin Ladin'in dünya genelinde faaliyet gösteren cihadçılarının artık Afganistan'da önemli bir güç olmaktan çıktıklarını söylüyor. Molla Sabir, "Burada bizimle beraber saklanıp savaşmak isterlerse onlara engel olmayız. Ama burada hiç üsleri yok ve ABD'yi vurmadan önceki dönemde olduğu gibi topraklarımızı kullanmalarına izin vermeyiz" diyor. 11 Eylül saldırıları ve ardından gelen ABD işgali Taliban militanları arasında güçlü bir öfkeye neden olmuş. "Bugün El Kaide yüzünden savaşıyoruz" diye yakınan Sabir ekliyor: "İslam devletimizi kaybettik. El Kaide'nin ise kaybettiği bir şey yok." Yine de Taliban'ın herhangi bir kesimiyle yapılacak görüşmeler El Kaide'yle araya kesin bir mesafe konulmasına bağlı olmak zorunda.
Eğer bu şart yerine getirilebilirse, Petraeus'un değişik şekillerde istifade edebileceği çatlaklar mevcut. Bazı militanlar Peştun milliyetçisi, kimileri İslami kurallara katı şekilde bağlı, bazılarıysa aslında sadece eşkıya. Savaşın ilk yılında Afganistan'da deniz piyadesi subayı olarak görev yapmış olan ve Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi adına araştırma yapmak üzere geçen yaz ülkeye dönen Nathaniel Fick, "Oradayken duyduklarımıza göre, bu insanların birçoğunun silahlı mücadeleye katılmasının başta gelen nedeni ekonomik gerekçeler; ikinci neden ise ideolojik" diyor. Onun görüşmelerin başlaması ihtimaline ilişkin düşüncesi "Militanların yüzde 80'inin tek işi savaşmak değil. Bunu ordunun elde ettiği verilerden biliyoruz. Bu yarı zamanlı militanlardan çoğunun uzlaşmaya razı olacağı düşünülebilir" şeklinde. Yani bu kişiler mücadeleden vazgeçmeye ikna edilebilirler. Hatta bazı üst düzey Taliban üyeleri de Suudiler tarafından düzenlenen toplantıya ilgi gösteriyor. "Taliban şimdi askeri seçeneğin yanı sıra bir başka yolun da bulunduğunu biliyor" diyen Taliban'ın Pakistan'da yaşayan üst düzey bir siyasi yetkilisi olan Zabibullah sözlerini şöyle sürdürüyor: "Müzakereler düşünülebilir." (Ancak, bir Taliban sözcüsü Molla Ömer'in Mekke'ye değil temsilciler, talep listesi gönderdiğine ilişkin çıkan haberleri bile ısrarla reddediyor.)
Taliban esasen hep değişik bölgelerden ve aşiretlerden gelen militanlardan kurulu gevşek bir karışım oldu. Komutanlar kendi bölgelerinde geniş özerkliğe sahip. Bunlardan bazıları Molla Ömer'in yıkılan rejiminin Ortaçağ'dan kalma emirlerini uygulamaya devam ederken, bazıları da müziğe, kızlar için Kuran kurslarına ve hatta televizyona bile hoşgörüyle bakıyor. Sıkı İslami kuralların uygulandığı Helmand eyaletinde berberlerin sakal kesmesine izin veriliyor.
Bu arada Taliban saflarında kuşkular artıyor. Cephe gerisinde Taliban militanları kendi aralarında yüksek sesle Molla Ömer'e ne olduğunu soruyor. Kimileri onun ev hapsinde tutuluyor olabileceğini ve daha da kötüsü bu işin örgütün ikinci adamı ve kayınbiraderi olan Molla Birader tarafından yapılmış olabileceğini düşünüyor. "Görevden çekilmiş ya da görevden alınmış olabilir" diye konuşuyor bir dönem Molla Ömer'in yardımcılığını yapmış olan bir kişi. Bu yöndeki kaygıları sebebiyle başının belaya girmemesi için ismini belirtmediğimiz bu eski yardımcı şöyle sürdürüyor sözlerini: "Tanıdıklarım içinde son iki yıl boyunca Molla Ömer'in nerede olduğuna ya da ne yaptığına dair elinde sağlam bilgi olan kimse yok." Cihad adına sivillerin topluca katledilmesine ve esirlerin kafasının kesilmesine acaba Molla Ömer ne derdi, diye soruyor aynı yardımcı. Molla Ömer'i sade ve düzgün bir köy imamı olarak anlatan bu kişi, eski patronunun emrindeki adamların kötü işlere bulaşmasından her zaman üzüntü duyan yapıda olduğunu anlatıyor.
Taliban üyeleri Birader'ın rakiplerinin başına kötü işler geldiğini anlatıyor. Bu kişilerden biri 2006'da ABD'nin bir hava saldırısı sırasında Kandahar'da öldürüldü. Bir diğerini Pakistan güçleri 2007 başında tutukladı. Bundan kısa bir süre sonra ise, nam salmış bir komutan olan Molla Dadullah Akhund ABD komandolarının düzenlediği bir baskınla ortadan kaldırıldı. Yerini alan kardeşi Molla Mansur Dadullah ise Birader tarafından saf dışı edilecekti. Mansur görevden ayrılmayı kabul etmeyince Pakistan güçleri onu Afganistan'a geçerken yakalayıverdi. Bu dört kurbanın hepsi Kakar aşiretine mensuptu ve söylentilere göre, Popolzay boyuna mensup olan Birader, Kakarlıları Taliban üst yönetiminden temizlemek için Mansur'u Pakistanlılar ve Amerikalılar'a ihbar etmişti. (Görüş almak için Birader'e ulaşamadık.)
Bununla birlikte, bütün Taliban üyelerinin üzerinde birleştiği husus, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'ye yönelik nefret. Taliban'ın komutanları Amerikalılar'la konuşabileceklerini, ama asla Karzai'yle görüşmeyeceklerini söylüyor. Ama bunun nedeni Washington'un daha fazla asker gönderme planının Taliban'ın içinde ya da dışında az da olsa destekçisinin bulunması değil. Kabil'deki kıdemli bir Batılı diplomat "Resmi kadrolar dışında hiçbir Afgan arkadaşım bizden daha fazla güç göndermemizi istemiyor" diye konuşuyor. Daha rahat konuşabilmesi için isminin kullanılmamasını rica eden diplomatın yabancı güçlere yönelik görüşü şöyle: "Yabancı güçler ne kadar dikkatli hareket ederlerse etsinler yine de sivil ölümlere sebeb olur ve hata yapar."
Bir hava saldırısının sivilleri her vuruşunda ya da Amerikan kara birlikleri yanlış eve baskın düzenlediklerinde halkın Taliban'a verdiği destek artıyor. "Bu bilimsel bir gerçek değil, ama söylemek istediğimiz şey şu: Öldürdüğümüz her adam muhtemelen militanların saflarına katılan üç yeni insan demek. Adamın birini öldürüyorsunuz, sonra o adamın kardeşi ya da kuzeni öç almak için militanların saflarına katılıyor" diye anlatıyor durumu sınırın her iki yakasında görev yapan ve hassas konularda isminin belirtilmemesini rica eden Batılı bir subay. Amerikalı pek çok asker Taliban'ın sivilleri bilhassa kalkan olarak kullandığını söylüyor. Bu arada ABD ordusu Afganistan'a 3 bin 500 kişilik ek kuvvet göndermeye hazırlanırken, ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri Taliban'a ciddi darbe vurabilmek için 20 bin kadar fazla askere ihtiyaç olacağını belirtiyorlar. Ama kimsenin o sayıda askerin nereden geleceği konusunda bir fikri yok.
Taliban'ın Afgan-Pakistan sınırında sığındığı bölgeler de mercek altında. Kendisi de Pakistan'da yaşayan Zabibullah "En zayıf noktamız, Pakistan'a olan bağımlılığımız. Pakistan saldırıp bizi tasfiye edebilir" diyor. Petraeus bu ayın başında İslamabat'taydı. İsminin gizli kalmasını isteyen Pakistanlı üst düzey bir yetkili askeri planlar üzerine konuşurken, Petraeus'un Taliban'a karşı düzenlenecek ortak askeri harekât planının temel taslağını zaten hazırlamış olduğunu anlatıyor. Pakistanlı yetkilinin "çekiç ve örs" olarak adlandırdığı harekâtta ABD güçleri Afganistan'da Taliban'ı vururken, bu arada örs vazifesi görecek olan Pakistan ordusu da militanların Pakistan sınırından içeri girmesine hiçbir şekilde izin vermeyecek. Yetkili, Pakistan ordusunun üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu da sözlerine ekliyor.
Yeni başkanın yine de planını uzun ve çetin bir mücadeleyi hesaba katarak yapması iyi olur. Seçimden önce Newsweek'in e-posta ile Afganistan üzerine görüşünü sorduğu Obama cevabında, Irak'taki şablonun daha ne kadar devam edebileceğine yönelik şüphelerini dile getirdikten sonra, (Irak'taki gibi) Afganistan'da da benzer fırsatların mevcut olup olmadığının araştırmaya değer bir konu olduğu hususunda General Petraeus'la aynı fikirde olduğunu ekliyor. Afganistan konusundaki düşüncesini "(Ama) Irak ve Afganistan çok farklı ülkeler. El Anbar'daki aşiretlerin uyanış stratejisini öyle hop diye Helmand'daki aşiretlere pazarlama beklentisi içinde olamayızâÃÂæ Ilımlıları radikallerden ayırmak yönündeki girişimler Afganlar'ın kendi gayretlerinin önemli bir parçası olmalı" sözleriyle özetliyor.
Tabii, Afganistan'da kimin böyle bir çaba içine girebileceği hususu çözülemiş bir sorun. Molla Sabir gibi militanları masaya oturmaya ikna edebilmek ciddi gayret gerektirir. Savaşın daha ne kadar devam edeceği onun pek umurunda değil gibi. "Zafer ya da yenilgi için kendimize zaman sınırlaması getirmiyoruz. Görevimiz mücadeleye devam etmek." Böylesi bir azim karşısında zafere ulaşmak oldukça zor. Ama Petraeus'un dile getirmekten hoşlandığı gibi: "Zor olan, umutsuz değildir."
(Washington'dan John Barry, Dan Ephron, Mark Hosenball, Jeffrey Bartholet, Suzanne Smalley ve Richard Wolffe'un katkılarıyla)
sayı: 4




















