Tahammül varsa demokrasi yoktur
Hiçbir dil ortaya çıktığı haliyle kalmamıştır, kalamaz. hem gramer hem de kelime ve kavram haznesi olarak gelişir, değişir, hatta başkalaşır. Tarihsel akışın belli bir konağında duran gözlemci, o andaki kelime ve kavramların sahip oldukları anlamsal içeriklerin hep öyle oldukları varsayımından hareket ederse geçmişi anlayamaz. Açıkçası bir dili meydana getiren ögeler, ancak kendi za mansal ve mekânsal konumları içinde kavranabilirler. Daha da açıkçası, hiçbir dil ebedi ve ezeli, değişmez kavramlara sahip değildir.
Diller, aynı zamanda birbirlerinden ithalat yapar. Bu, ya çeviri yoluyla ya da doğrudan kelime ve kavram aktarımıyla olur. Ama Rönesans İtalya'sında dendiği gibi, traduttori trattori (çevirmenler ihanet eder veya pazarlık eder). Yani kelimeler göç ettiklerinde değişime uğrarlar, yeni ortamlara uyar veya uydurulurlar.
Türkçe, Arapça'dan geniş ölçekte beslenmiş bir dildir. Dilimize eklemlenen kelime ailelerinden birinin başlangıcını hml kökünden gelme, tahmil (yükleme), mahmul (yüklü), hamal (yük taşıyan), hamil(e) (taşıyan), hamule (yük) gibi geniş bir kelime dizisi meydana getirmektedir. Bu ailenin içindeki kavramlardan biri de tahammül'dür (yüke, ağırlığa dayanmak). Bu terim, son zamanlarda geçirdiği semantik kaymayla, artık birçok kimse ve kesim açısından, Batı dillerindeki tolerans'ın (tolerance) karşılığı haline gelmiş durumdadır.
Tolerans; engelleme hakkı, gücü ve yetkisine sahip olunan bir şeyin varlığını sürdürmesine izin vermek demektir. Buna bazen hoşgörü dendiği de olmaktadır, fakat tahammül artık siyasi söylemin ağırlıklı bir terimi haline gelerek, toleransı karşılama konusunda hoşgörüyü geriye itmektedir. Zaten hoşgörü de, "aslında istenirse hoş görülmeyebilecek bir duruma veya şeye bir süre katlanmak" anlamını taşıdığı için "tahammül"den pek farklı değildir.
Çevirmenlerin ihaneti hemen hemen her kavram ithalinde ortaya çıkmaktadır. Geniş bir kullanım alanına sahip olan, bu yüzden de her tür ideolojik saldırı karşısında fazlasıyla korunaksız kalan ithal terimlerden biri de demokrasidir.
Artık ilkokul çocuklarının bile bildiği gibi, bu kelime, Eski Yunanca'nın demos ve kratos kelimelerinden türetilmiştir. Ama çevirmen ihaneti ve ideoloji saldırısı da bu türetilme anından itibaren başlamıştır. Demos, halk olarak çevrilmekte, dolayısıyla demokrasi, halkın yönetimi halinde şekillendirilerek yüceltilmekte, yani ideolojik hale getirilmektedir.
Kavramın ana vatanı olan Eski Yunan'da demos, yurttaş demektir. Ama yurttaş, bir ülkede yaşayan herkes değil, bazılarıdır. Atina tiranı (emirleri kanun sayılan yönetici) Demetrios Phalereos'un (MÖ 350-282) emri üzerine MÖ 317-307 arasında Atina'da yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre, 21 bin demos (yurttaş), 10 bin meteikos (yabancı) ve 400 bin köle vardır. Açıkçası demos, nüfusun ancak yüzde 5'ini meydana getirmektedir. Eğer bir de buna kadın ve çocukların hiçbir şekilde demos'tan sayılmadıkları eklenecek olursa, "halk"ın nüfusa oranı yüzde 2'ye gerilemektedir.
Bir erkekler kulübü olan Atina'da, kadın ebedi bir çocuktur. Bütün hayatı boyunca bir kuros'un (veli) yönetimi altındadır. Önce baba, sonra koca olan bu veli, eğer kadın dul kalırsa oğlu veya bir erkek akrabası olmaktadır. Ama iş burada bitmemektedir. Toplam nüfusun yüzde 2'sinden bile az olan demos, kendi içinde servet farklarına göre dört sınıfa ayrılmaktadır ve yönetim sadece ilk iki sınıfın elindedir (toplamın binde 5'inden az).
Demokrasi kelimesinin ilk telaffuz edildiğinden bu yana, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman yönetim halka ait olmamıştır. Seçim, gerçekleri örtmenin bir yoludur, çünkü halk, ancak seçilebilecek olanların içinden seçer. Demokrasi seçime indirgenebilecek bir şey değildir ve aslında sadece iki şeye dayalıdır.
Eğer herkes aynı olursa demokrasiye gerek kalmayacağı ve mutlak doğru diye bir şey olmadığı için, demokrasinin birinci koşulu sınırsız ve koşulsuz ifade serbestisidir. İkinci olarak da, haklar arasında hiyerarşi olamayacağı için, tek bir kişiye ait olsa bile, bir hakkın nüfusun ezici çoğunluğunun hakkıyla eşit olmasıdır.
Bizim ülkemizde bilir bilmez darbeci olarak tanıtılan büyük demokrasi savaşçısı Maximilien Robespierre (1758-1794), 17 PluviÃÂôse, Yıl II'de (5 Şubat 1794) yaptığı konuşmada, "Devlet, ancak onu meydana getiren tüm bireylerin gerçekten vatanı olduğunda demokrasi vardır" demiştir.
Üstat Çetin Altan'a verilen "Kültür ve Sanat Ödülü" töreninde konuşan Başbakanımız, "Demokrasinin temeli tahammül duygusudur" dedi. Başbakanımızın Davos'taki çıkışı sonrası nükseden Yahudi aleyhtarı hareketler karşısında konuşan Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya, "Hoşgörü değil, eşitlik isteriz. Ben Türk'üm ve hoşgörü istemiyorum. Anayasa ve demokrasi yeter" dedi.
Demokraside azınlık olmaz, farklılık olur ve tahammül demokrasiyi öldüren bir tutumdur. Çünkü tahammül etmek, hoşgörü göstermek, "ben sana dayanıyorum, ama bundan vazgeçebilirim" demektir. Yani kendini (veya hakkını veya imtiyazını) üste koymak demektir. Öyleyse, tahammül eden kişi, bir hiyerarşinin varlığını da peşinen kabul etmiş olmaktadır.




















