Basının kötüsü (olur mu?)
Geçtiğimiz hafta Sincan eyaletinin başkenti Urumçi'de meydana gelen olaylar, baharda Tibet'te rahiplerin yürüyüşüyle alevlenen Çin karşıtı gösterilerden sonra Çin'de ortaya çıkan en büyük etnik gerginlik. Sincan'daki olaylarda 156 kişi hayatını kaybetti, en az 828 kişi yaralandı, 261 otobüs ve otomobil yakıldı, 203 mağaza ve 14 ev kundaklandı. Sincan'daki şiddet, etnik bir azınlık olan Uygurların Güney Çin'deki bir fabrikada çıkan kavgada ölen iki Uygurlu için adalet talebiyle düzenlediği protesto gösterilerine polisin müdahale etmesiyle başlamış gibi görünüyor. Tartışmalı resmi rakamlara rağmen Urumçi'deki ölü sayısı, geçen yıl Tibet'in başkenti Lhasa'daki sayıyı (22) fazlasıyla geride bıraktı. Pazar günü polis 1434 kişiyi gözaltına aldı. Bugünse [7 Temmuz] Urumçi sokaklarında 20 bin güvenlik görevlisi devriye geziyor.
Kriz mi dediniz? Ne krizi? Belki de ilk kez Çin halkla ilişkiler konusunda dimdik ayakta duruyor. Hükümet, protestolara müdahale konusunda ne kadar hızlı davrandıysa, müdahaleyi haklı çıkarmak için de o kadar hızlı hareket etti. Parti yetkilileri, gösterilerin Çin'in küresel imajını nasıl lekelediğini bildikleri için hızla resmi bir açıklama yayınladı ve yabancı gazetecileri olaylardan zarar gören şehre misafirperverce kabul etti. Çinliler bir anda halkla ilişkiler sihirbazları gibi görünmeye başladı.
Bu, görece olarak eylemlerinin sorgulanmaması ayrıcalığına alışık tek parti olan Çin Komünist Partisi için yeni bir öğretici deneyim. 1976'daki Tangshan depreminden veya 1997'deki Yili gösterilerinden sonra uygulanan haber sansürünü artık İnternet ve cep telefonlarının boşa çıkarması sonucu ÇKP haber cambazlığını öğrenmek zorunda kaldı.
Öte yandan bu, bölgede basın sansürünün devrede olmadığı anlamına gelmiyor. İmajının uğradığı hasarı onarmak isteyen Çin hükümeti, yeni ve geleneksel medyaya yönelik çift taraflı bir strateji güdüyor. Hükümet, pazar günü İnternet bağlantılarını ve cep telefonu şebekelerini süratle kapatarak haber ve fotoğrafların dışarı sızmasını engellerken, basın ve TV kanallarını bilgi ve görsellerle besliyor. Salı akşamı Sincan'da hala Web sitelerine ulaşılamıyordu. Mobil sinyaller ve mesajlaşma servisleri de kesintili olarak devredeydi, Twitter da bloke edilmişti.
Bu önlemler, Lhasa isyanları sırasında alınan ölemlerden daha sert. Lhasa sakinlerinin dış dünyayla iletişimleri kesilmemişti, yine de pek çok insan fazla konuşmaya korkuyordu. Berkeley Gazetecilik Okulu'ndan Prof. Xiao Qing. Qing, "İkisi arasındaki kontrast, Sincan'ın daha gelişmiş bir yer olduğunu ve hükümetin daha kaygılı olduğunu gösteriyor" diyor. "Urumçi, teknolojik altyapısı çok güçlü bir şehir. Eğer hükümet bilgiyi kontrol etmek istiyorsa, [altyapıyı] devre dışı bırakmaktan başka çaresi yok."
Geçen yıl Tibet'te yaşananın tersine, gösterilerin yapıldığı bölgeler yabancı gazetecilere açık. Bu da, Pekin'in Tibet'e gazetecileri almayarak dünya çapında olumsuz imaj edinmesinden ders aldığını gösteriyor. Kan dökülen günü izleyen gün Eyalet Konseyi Bilgi Dairesi, yabancı gazetecilere destek sağlamak için Urumçi'de bir Sincan Bilgi Dairesi kurdu. Daha da ileri giderek, yabancı medyayı Sincan'da bir geziye davet ederek çatışma bölgelerini, hastaneleri ve hasarı kendi gözleriyle görmelerini sağladı. Gazetecilere fotoğraf ve TV görüntüleri dolu CD'ler dağıtıldı. Xiao, "Yabancı gazetecileri, yasaklamadan daha gelişmiş halkla ilişkiler yöntemleriyle, mümkün olduğunca kontrol altında tutmak istiyorlar" diyor.
Yabancı gazetecilerin varlığı, Tibet'te olduğu gibi, kameralarının önünde cesur bir protestonun sahnelenmesine neden oldu. Yaklaşık 200 kadından oluşan bir grup, bir marketten çıkarak göz altındaki erkeklerin bırakılmasını talep etti. Bir an şiddet kaçınılmaz gözüktüyse de güvenlik güçleri geri çekildi. Bu durum, göz yaşları içindeki keşişlerin yabancı basının üzerine akın ettiği Jorkang Tapınağı (Lhasa) olaylarını hatırlatıyordu. Göstericilerin başına gelenlerden bağımsız olarak, hazırlıksız yakalanan hükümet için bir utanç kaynağıydı bu.
Pekin, Lhasa'daki deneyimini, asıl seyircisine, yani Çin halkına verdiği mesajı netleştirmek için de kullandı. Resmi basın, asileri, politik eleştirileri olan insanlar olarak değil de eşkıyalar olarak gösteriyor. Hükümetin izlediği yaklaşım, öncelikle, bir diaspora grubunu (Dünya Uygur Konseyi'ni) huzursuzluk yaratmakla suçlamak, sonra da bölgedeki iki etnik grup arasındaki şiddeti vurgulamak. Bu gruplardan biri, Sincan nüfusunun yarısını oluşturan ve Türki bir dil konuşan Uygurlar, diğeriyse Çin'deki ulusal çoğunluk olan Hanlar. Devlet medyası, güvenlik güçlerinin ölü sayısının yükselmesinde oynadığı rolü de görmezden geliyor.
Hastaneleri gezen gazetecilere, dövülüp başlarından ciddi biçimde yaralanan Han Çinlileri'nin yanında kurşun yaraları olan Uygurlar da gösterildi. Yine de resmi Xinhua haber ajansı, ağırlıklı olarak Uygurlu göstericilerce dövülen Han Çinlilerine yer verdi. Bunlardan, bir taksi şoförü olan Zhao, ellerinde sopalar olan 20 kişilik bir grubun kendisini "çok kötü dövdüğünü" söylüyor. Xinhua'ya göre, Halk Hastanesi Başkanı, 291 kurbandan 233'ünün Han Çinlisi, 39'unun da Uygur ve diğer azınlıklardan olduğunu söylüyor. Kurbanların arasında, bir diğer azınlık olan Hui Müslümanlarının da bulunması, Müslümanların Müslümanlara uyguladığı şiddetin bir göstergesi. Bu da, ayrımcı Uygurlara duyulan sempatiyi azaltabilecek ve Arap dünyasındaki hak savunucusu grupların iddialarını zayıflatabilecek bir taktik.
Deneyimle kanıtlanmış bir diğer yöntem, Tibet'te uygulanan senaryo: Pekin, sürgündeki iş kadını Rabia Kadir'i bu şiddetten sorumlu tuttu. ABD, Almanya, İngiltere ve Avustralya'ya dağılmış sürgün örgütlerinin Washington merkezli konfederasyonunun başkanı olan Kadir, olaylarla bağlantısını red ediyor.
Eyalet yönetimi ise, "şiddetin, yurt dışından teşvik edilip yönetildiğini ve ülkedeki suçlularca uygulandığını" söyledi. Benzeri bir yaklaşım, Lhasa isyanlarından sonra "keşiş cübbesindeki bir çakal" olarak nitelenen Dalai Lama'ya da uygulanmıştı. "Resmi medya tek parça olarak hareket ediyor" diyor Xiao. "Hepsi Rabia Kadir'i işaret ediyor, bağımsız bir haber yok. Bu, hikayenin oldukça sıkı kontrol edilen bir versiyonu."
Son bir habere takla attırma hamlesi de Uygur toplumuna yönelik ve bu çaba, ÇKP'nin, Uygurların sıkıntılarına gözlerini kapayamayacağını gösteriyor. Urumçi isyanı, binlerce kilometre uzaklıktaki Guangdong eyaletindeki Uygur fabrika çalışanlarının, Han kadınlarına tecavüz ettiği yönündeki asılsız suçlamayla başlamıştı. Suçlamayı yönelten çalışanlar ve Uygurlar arasında çıkan kavgada 2 Uygur hayatını kaybetmiş, 100'den fazlası da yaralanmıştı. Urumçi'deki olaylar patlak verince hükümetin Uygurca yayın yapan TV kanalı, Sincan eyalet yönetimi başkanı Nur Bekri'nin, Guangdong'taki cinayetleri araştırmak için "gayretli çabalar" gösterileceği sözü verdiğini duyurdu. Salı günü de, Xinhua yanlış suçlamalar nedeniyle 13 kişinin tutuklandığını bildirdi. Bu gönül alma girişimi, mesajı ikiye bölüyor. Yerel rahatsızlıklar, bölgesel TV'de Uygurca yayınlanırken, Uygurların taşkın hareketlerini konu eden daha geniş bir mesaj tüm ulusa yayınlanıyor. Uygurlara karşı duyulan önyargı, onları sık sık şiddet kullanan suçlular olarak gösteriyor. Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde Çin'in etnik politikaları üzerinde çalışan bir uzman olan Prof. Barru Sautman, "Uygurlar bir stereotip olarak gösteriliyor; buna göre bu insanlar ya hırsız ya da uyuşturucu ticareti yapan insanlar" diyor.
Doğal olarak ÇKP her olumsuz gelişmeye cevap veremeyebiliyor. Dalai Lama nasıl yıllar içinde Tibet'i gündemin üst sıralarına taşıdıysa, Sincan isyanları da daha önce karanlıkta kalan bir etnik sorunun altını çiziyor. Çin'in Müslüman Uygur azınlığa yaklaşımına yönelik eleştiriler, Guantanamo'dan bırakılan 14 Uygur'u kabul etmeye istekli bir ülke arayan ABD'de oldukça yoğun. (ABD yargıçları, Türkçe'ye yakın bir dil konuşan 10 milyon Uygurun bölgenin yarı nüfusunu oluşturduğu Sincan'daki Çin egemenliğine karşı olduğundan şüphe duyulanlara mahkemelerde sert bir şekilde yaklaşılan Çin'e geri gönderilmeleri durumunda idam edilme riski bulunduğu konusunda savunma avukatlarıyla hemfikir.)
Şimdi Çin, 1434 yeni Uygur tutukluyla, kendisini uluslararası insan hakları örgütlerinin hedefi haline getiriyor. Pekin, halkla ilişkiler sihirbazlığını öğrenmiş olabilir, ama "basının kötüsü olmaz" yaklaşımının kabul edilmesi de mümkün görünmüyor.
sayı: 37




















