Sivilleşme için asgari anayasa
Askerden dönen bir tanıdığım "Altı üstü bir Power Point sunumundan ibaretti" diyor. Ama asayişi tehdit eden olaylara askeri müdahaleyi düzenleyen, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arasındaki EMASYA Protokolü'nün (28 Şubat 1997'den beri yürürlükteydi) kaldırılması, sivil siyaseti güçlendiren önemli bir adım. Sonraki adımlar için Anayasa'da ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğiniyse iki uzman anlatıyor.
Prof. Serap Yazıcı (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
Türkiye demokrasisi, evrensel standartlara uygun bir anayasa düzeni kurmada samimi bir gayret içine girecekse, bu teşebbüsün, asker-sivil ilişkilerini de demokratikleştirmesi zorunlu. Demokrasi, diğer unsurlar yanında, bir ülkede izlenecek tüm politikaların genel oya dayanan, halka hesap verme yeteneğinde olan, seçilmiş organlar tarafından belirlenmesini gerektirir. Seçilmiş organlar izleyecekleri politikaları belirlerken, ordu gibi seçime dayanmayan ve halka hesap vermeyen kurumların icazetine tabi olmamalıdır.
Türkiye'de ise izlenecek siyasetler konusunda hükümet ve parlamento gibi seçilmiş organların belirleyici olmadığı, bu organların alacakları temel kararlar üzerinde asıl gücün TSK'ya ait olduğu görülüyor. Demokrasiyle bağdaşmayan bu yapının iki sebebi var: İlki, TSK'nın Cumhuriyet'in kurucu unsurları içinde yer alması, böylece kendisini, Cumhuriyet'in temel değerlerini korumak ve kollamakla görevli kabul etmesi. Diğeriyse, 27 Mayıs'tan bu yana yapılan her askeri müdahaleyi takiben gerçekleşen anayasa yapımı sürecinde, askeri otoritenin sivil ve demokratik bir düzenle bağdaşması mümkün olmayan bazı yetki ve ayrıcalıklar elde etmesi. Bunlar askeri otoriteye, sivil yönetime geçişten sonra da karar alma sürecini büyük ölçüde belirleme imkânı sundu. Böylece, Türkiye adeta bir yarı askeri yönetime veya askeri vesayet rejimine sahip oldu.
Bu ayrıcalıkların bir kısmı, 1999'dan bu yana kabul edilen anayasa reformlarıyla kısmen tasfiye edilmişse de, önemli bir bölümü halen mevcut. Bunlar: Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) anayasal bir organ olarak varlığını koruması ve hükümetlerin izleyecekleri politikalar üzerinde belirleyici olması; Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına sunulan yargı bağışıklığı (m. 125); TSK'nın, Devlet Denetleme Kurulu'nun denetimine tabi olmaması; askeri hizmete ilişkin idari uyuşmazlıkların, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin (AYİM) denetimine tabi olması (m. 157); yargı düzeninde iki başlılığa yol açan bir askeri yargının mevcut olması (m. 145); MGK yöneticilerine yargı bağışıklığı sunulması (geçici 15, f. 1.2). Türkiye'nin askeri vesayet rejiminden gerçek bir demokrasiye geçmesi, bu yetki ve ayrıcalıkların ilgasına bağlıdır.
Doç. Mustafa Şentop (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
1982 Anayasası askerin "devlet" üzerindeki vesayetini kurumsallaştırdı. Aslında süreç 27 Mayıs askeri darbesiyle başlar. Darbeyi yapanlar, getirdikleri yeni "ideoloji"yi devamlı kılmak için birtakım anayasal tedbirler aldı. 12 Mart ve 12 Eylül rejimleri ise, bu anlayışı, yani askerin vesayeti anlayışını geçerli kılacak yeni tedbirler getirdi, aksaklıkları düzeltti. Öncelikle ordu devlet yapısının dışında, ayrı bir yapılanma, adeta bir "paralel devlet" olarak düzenlendi. İkinci olarak da, devletin çeşitli kurumlarında askerin kontrol mekanizması olarak çalışacak irtibatlar tesis edildi.
Askeri "devlet"ten tamamen tecrit etmeyi amaçlayan düzenlemeler, günlük hayattan idari ve yargısal düzene kadar, bütünüyle sivil ve seçilmiş yönetimin dışında bir silahlı kuvvetler yapısı oluşturuyor. Son zamanlarda ortaya çıkan askerî yargı - sivil yargı tartışmaları temelde buna dayanıyor. Askerler, oturdukları mekândan, alışveriş eğlence yerlerine, öğrenim gördükleri kurumlardan yargılandıkları mahkemelere kadar her bakımdan normal Türk vatandaşından farklı ve yalıtılmış durumda. YAŞ aracılığıyla bütünüyle içe kapalı bir yönetim belirleyebiliyorlar. Askerin gündemi, bu bakımdan Türkiye'nin gündeminden de farklı. Onlar Türkiye'yi 27 Mayıs 60'ta taktıkları at gözlüklerinden izliyorlar.
Askerin devletin çeşitli kurumlarında kontrolünü sağlayan yapılanmalar da mevcut. Bunların bir kısmı kaldırıldı. Mesela Devlet Güvenlik Mahkemeleri böyleydi. Yüksek Öğretim Kurulu'nda Genelkurmay'a ait bir kontenjan vardı. Hâlâ liselerde milli güvenlik dersini üniformalı subaylar veriyor. Bu subaylar aynı zamanda öğrenci ve okul yönetimlerini denetliyor. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne Askeri Yargıtay ve AYİM'e birer üye gönderiliyor.
Anayasanın bu yapıyı değiştirmesi için, öncelikle MGK'yı İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir idari danışma kurulu haline getirmesi, TSK ve Genelkurmay Başkanlığı ile ilgili anayasa maddelerini kaldırması, bu mümkün olmazsa "yürütme" başlığı altında değil de, "idare" başlığı altında düzenlemesi, askeri kurumlar dışında devletin tüm kurumlarındaki asker üyeleri tasfiye etmesi gerekir. Bunların dışında en önemli şey, askerin yönetimini, harcamalarını, askeri eğitim ve öğretimi seçilmişlerin denetimine açmaktır.
sayı: 68




















