Ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada? Evet var. Maalesef var. Sizin sokakta, çalıştığınız iş yerinde, bulunduğunuz şehirde, yüz binlerce, milyonlarca daha güzel insan var. Yanlarında durduğunuzda küçüldüğünüz, kendinizi soluk hissettiğiniz, onlar çevrelerine bir gökkuşağı gibi haleler yayarken, sizi giderek grileştiren insanlar var. Zaten bu yüzden daha güzel olmak için bir servet harcıyoruz. İncelik uğruna minicik öğünlerle günü geçiştirmemizin ve bıçak altına yatmamızın nedeni de bu.
Peki niye "onlar" güzel? Neredeyse 100 bin yıldan bu yana var olan güzellik kavramının nasıl oluştuğunu, gelecekte de neyin, niye güzel olacağını bilebilir miyiz? Böyle iddialı bir sorunun yanıtını verebilmek amacıyla, 35 farklı uyruktan 300'e yakın uzman, L'Oreal sponsorluğunda Fransız Gallimard Yayınevi'nce hazırlanan "Les 100.000 Ans de Beaute" (Güzelliğin 100 Bin Yılı) adlı beş ciltlik kitapta yazdıkları makalelerle biraraya geldi. Hatta bu uzmanlar güzelliğin tarihini yazmakla kalmayıp güzelliğin geleceğine dair çarpıcı öngörülerini de kaleme aldılar. Antropologlar, arkeologlar, etnologlar, sosyologlar, sanatçılar, filozoflar, tarihçiler, sanat eleştirmenleri, müze küratörleri, psikiyatrlar, vücudun biçimi, renklerin uygulanması, saç şekilleri ve süslemeler, çıplaklık ve giyim ve diğer ayırıcı özelliklerle her kültürde ve dönemde sosyal statünün nasıl belirlendiğini böylece açığa çıkarmış oldu.
Beş yıl önce Fransız filozof Michel Serres'nin, L'Oreal tarafından düzenlenen bir konferansta "Güzellik yararlı mıdır" sorusuyla ilk adımı atılan "Güzelliğin 100 Bin Yılı"nda birinci cilt tarih öncesi dönemi, ikinci cilt İlk Çağ, üçüncü cilt Klasik Çağı, dördüncü cilt modern dönemi ve beşinci cilt de geleceğe dair projeksiyonları ele alıyor. Kitabın her cildinde 60 ila 100 makale var.
İnsan bedenini boyamak için renklendiriciler, süslenmek için bilezik ve kolye tam 100 bin yıl öncesinde bile vardı. Paleolitik döneme ait (M.Ö. 600 bin - M.Ö. 10 bin) kadın bedenine dair ilk vurgu olan ve Avrupa ile Asya'da 300'e yakın versiyonu bulunan tanrıça Venüs heykelcikleri de estetik beğeninin ilk aşamalarını simgeliyor.
Dünyanın dört bir yanında bu estetik beğenilerin birbirinden farklılaşması ise Mısır, Yunan, Roma, Hindistan, Çin ve Amerika uygarlıklarının oluşmasıyla başladı. Hint eserlerindeki kadınlar geniş kalçalıyken, Mısır uygarlığında ince ve narin siluetler bulunuyordu. Mısırlılar güzel kokmak için parfümlerini, günlük ağaçları, reçine ve terebentinden elde ederken Romalı şair Ovidius'un övdüğü kokular güherçile ve mür ağacından çıkan sarı sakızdan yapılıyordu. "Güzel" anlamına gelen ilk kelimeler de bu dönemde dile girdi: Mısır uygarlığında, "içi ve dışı güzel" anlamında kullanılan 'nefer' kelimesini, Firavun Akhenaton'un karısı Nefertiti'den hatırlarsınız. Nefertiti, "güzel geldi" demek.
Yunan uygarlığında, M.Ö. 8'inci yüzyıla ait İlyada Destanı'nda tanrıça Hera'nın Zeus'u baştan çıkarmadan önce, vücudunu kokulu yağlarla nasıl ovduğu, dalgalı saçlarını nasıl boyadığı, altın broşlarla ve püsküllü kemerlerle nasıl süslendiği ayrıntısıyla anlatılır. Mısır'da ise M.Ö. 25'inci yüzyılda yaşamış üst düzey devlet görevlilerinden biri olan Ptahhotep'in hayatına dair bilgiler veren yazıtlar, Ptahhotep'in sabah uyanır uyanmaz altı hizmetçisini çağırdığını ve bu hizmetçilerin, efendilerinin giysilerini giydirdiğini, sakal tıraşı ve saç bakımı ile manikür ve pedikürünü yaptığını anlatıyor.
Romalılar, güzellikleri için sık sık kaplıcalara gider, 'unctore' olarak bilinen masörlere çeşitli yağlarla masaj yaptırırlardı. Parfüm dükkânlarının Roma'da bir semti boydan boya kapladığı bilinir. Romalı filozof Seneca'nın "kendilerini güneşte kızartanları" eleştirmesi de bronzlaşma çılgınlığının o dönemde başladığını gösteriyor.
Hint uygarlığı ise, M.S. 350 - 550 arasında dans ve şarkılarda uzmanlaşma, dişlerin boyanması, çiçek düzenleme ve çeşitli vücut hareketlerini erotik sanata dönüştüren Kama-Sutra ile "süslenme bilimi" anlamına gelen alamkâraçâstra gibi kavramları üretti.
Eski Çin edebiyatında savaş kaybettirecek kadar kralın dikkatini dağıtan güzellerin hikâyeleri büyük yer tutar. Kraliçe Fu Hao, öldüğünde gömülürken 527 adet firkete takacak kadar uzun saçlara sahiptir. Japonya'da ise geçicilik, narinlik ve kırılganlık gibi kavramları çağrıştıran çiçek, güzelliği sembolize eder. Çiçeğin mükemmel kokusunun azalması ve rengârenk görünüşünün solması gibi, güzellik de bir gün sona erecektir.
İslami kültüre gelince, şairler, sevgilinin kara saçı ve kara gözüyle tezat oluşturan beyaz ve soluk tene övgüler düzüyor. Bu dönemde hamamlarda hijyene özen gösteriliyor ve kozmetik amaçlı "cennetten çıkma bir ağaç"tan yapılan kına kullanılmaya başlanıyordu. Filozof İbn Kayyim el Cevziye'ye göre ideal kadın "uzun boylu, büyük memeli, ince belli ve dolgun bacaklı" olmalıydı.
Orta Çağ Avrupası'nın din ağırlıklı atmosferinde fiziksel güzellik kötülenir ve getireceği günahlar yüzünden korkulurdu. Kadınlar yazın dışarı çıkarken vücutlarını hareli ve yaldızlı ipekli giysilerle örterlerdi. 15'inci yüzyıla kadar dekolte kullanılmazdı. Dönemin Hıristiyan resim sanatında çıplak kadın teni, yalnızca Adem'i baştan çıkaran Havva'nın resmedilmesinde, "ilk günah" kavramını anlatmak amacıyla bir yere sahipti.
Bilgi, beğeni ve beden üzerine o döneme kadarki algıyı baştan sona değiştiren Rönesans dönemiyse İtalya'dan dalga dalga yayılarak tüm Avrupa'da güzellik kavramına yeni bir tanım getirdi. Lüks ve süs merakına karşı din kurumlarının her türlü itirazına rağmen, Avrupa'da refahın arttığı bu dönemde ortaya çıkan burjuva sınıfının edebiyat, sanat ve kibarlık gibi güzelliği geliştiren unsurlara yatırım yapmasıyla zarafet, bir insanın kalitesini belirleyen bir ölçüt oldu. Orta Çağ boyunca çıplak kadın resmi bir tabuyken, Rönesans sanatçıları İlk Çağ'ı araştırarak Venüs gibi tanrıçaları ya da Antik dönem destanlarında adları geçen perileri resmetmek bahanesiyle kadın bedenini tüm detaylarıyla çizmeye başladı. Güzellik sanatta soyut bir kavram olmaktan çıkıp insan bedeninde somutlaştı.
İtalya'nın ticaret kentlerinin dünyanın diğer yerleriyle etkileşimi sayesinde, artık güzellik reçetelerine egzotik ülkelerden gelen merhemler, "Türk usulü" şerbetler, Hindistan cevizi kabuğu, balmumu bazlı kıl dökücüler, ağız kokusuna karşı badem şekeri ve şekerli likörler gibi ürünler de katılabiliyordu.
Yazarı bilinmeyen 16'ncı yüzyıla ait "La Egloga Pastoral de Philibbo e Dinarcho" (Philibbo ve Dinarcho'nun Pastoral Şiiri) adlı kitapta, 11 kategoride güzelliğin şartları belirlenmişti: Üç şey uzun (saçlar, eller ve bacaklar), üç şey kısa (dişler, kulaklar ve meme uçları), üç şey geniş (alın, göğüs ve kalçalar), üç şey dar (bel, butlar ve vajina), üç şey büyük (saç örgüsü, kollar ve bacaklar), üç şey küçük (ağız, çene ve ayaklar), üç şey yuvarlak (boyun, kollar ve popo), üç şey ince (saçlar, parmaklar ve dudaklar), üç şey beyaz (dişler, boyun ve eller), üç şey kırmızı (dudaklar, meme uçları ve yanaklar) ve üç şey siyah (kirpikler, gözler ve Venüs tepesi) olacak.
16'ncı yüzyıl Fransası'nın "salonlarında" moda olan gülme ve gülümseme, dişlerin güzelliğinin de önem kazanmasını beraberinde getirdi. "Diş çekenler" de bu dönemde bir meslek olarak ortaya çıktı. Hatta Fransa Kralı XIV. Louis'nin kendisi de dişlerine çok önem vermesine rağmen, dişçisinin hatası yüzünden dişlerinin bir kısmını kaybetti. 17'nci yüzyılın sonlarına doğru İngiltere'nin uzak diyarlarla ticaret sonucu zenginleşmesi, dünyanın dört bir yanından gıda maddelerinin İngiltere'ye akması ile güzellik, sağlıklı ve şişkin yanaklar ve kadın hatlarının yuvarlaklaşması halini aldı. Bu dönemde Hollandalı ressamların bir ayna karşısında makyaj yapan kadın temalı tablolarında bir artış görüldü. Fransız Devrimi'nden (1789) önceki yıllarda, kuaföre gitmek Paris şehir hayatının önemli bir parçası halini almış, saçları boyatmak ve uzun saç modasına uymak için peruk ya da postiş takmak günlük olağan işlerden birine dönüşmüştü.
Fransız etnolog Elisabeth Azoulay, modern dönem olarak adlandırılan 19'uncu yüzyılın ikinci yarısı ve 20'inci yüzyıl boyunca, "ilerleme" adlı yeni bir dinin oluştuğunu ve büyük mağazaların da bu yeni dinin kutsal mekânları haline geldiğini söylüyor. Bu "ilerleme" kavramının büyükelçisi haline gelen güzellik de, endüstriyel gelişmelerin etkisi altına girdi. Önce teknik yenilikler, sonra ekonomik gelişme olarak hayatımıza giren "ilerleme", artık yalnızca insanın koşullarını iyileştirmekten öte, başlı başına insanlığı değiştirecek bir güce dönüştü. Kimya endüstrisi ilk devrimci adımları attı: Sabunlar, şampuanlar, saç bakım ürünleri, bakım kremleri, renkli fondötenler, kozmetik pazarın doğuşuna işaret ediyordu.
Nivea 1911'de, Elizabeth Arden 1935'te, Lancome 1936'da ilk bakım kremlerini piyasaya sürdü. Bourjois ilk allığı 1912'de, Maybelline ilk maskarayı 1913'te, Rouge Baiser ilk ruju 1927'de, Revlon Red ilk ojeyi 1932'de üretti. Kozmetikle sinemanın el ele vermesi sonucu Greta Garbo'nun aldığı kaşı için kullandığı kalem, Clara Bow'un dudakları için kullandığı ruj yok satmaya başladı. Helena Rubinstein'ın şu sözü, kozmetik tarihçesinin bir özeti gibiydi: "Çirkin kadın yoktur, tembel kadın vardır."
Kozmetik endüstrisinin gelişmesinin yanı sıra anestezi sayesinde ameliyatların kolaylaşması, estetik ameliyatların başlamasını da birlikte getirdi. Avusturyalı Robert Gersuny 1889'da parafin enjeksiyonuyla ilk göğüs büyütme ameliyatını, 1898'de Alman Jacques Joseph ilk burun estetik ameliyatını, 1901'de Alman Eugene Hollander ilk lifting ameliyatını ve 1920'de Fransız Charles Dujarier ilk liposuction ameliyatını gerçekleştirdi. İlk sonuçlar elbette ki istendiği gibi değildi, ama birbiri ardından iki dünya savaşında parçalanan suratlar, estetik ameliyatların hayli gelişmesi için yeterli deneyimin oluşmasını sağladı.
20'inci yüzyılda Freud'un öncüsü olduğu psikanaliz ile artık bireyin, dinin engellemelerinden çıkıp kendi acılarıyla meşgul olması ve kendi dünyasını araştırması meşruiyet kazandı. Bu temelden değişim güzellik alanında da görüldü. 20'nci yüzyılda aynaların önce yatak odası sonra banyolara girmesi, elektrikli aydınlatma ve fotoğrafın yaygınlaşması, insanoğlunun nasıl göründüğünü sık sık kontrol etmesinin de yolunu açtı. Bireyin kendisine olan sevgisi, başkasına olan sevgisinin önüne geçti. 1944'te (henüz Marilyn Monroe'ya dönüşmemiş olan) Norma Jean'in dergi kapaklarında boy göstermesi "bomba" etkisi yaparak "seks bombası" tabirini yarattı.
Marshall Adaları yakınlarındaki Bikini Adası'nda ilk nükleer denemelerin yapıldığı tarihte üretilen iki parçalı mayoya da, "nükleer bomba" etkisi yaptığı için bikini adı verildi. 1956'da Brigitte Bardot "Ve Tanrı Kadını Yarattı" filminde, altı yıl sonra da Ursula Andress, "Dr. No"da bikini giyince, bu moda tüm plajları sardı.
19'uncu ve 20'nci yüzyıl başlarında, sömürgeciliğin yükselişte olduğu dönemlerde beyaz adamın kibirle kendini diğer ırklardan üstün görmesi normal karşılanıyordu. Avrupalılar tüm dünyada egemen olduklarına göre, diğer ırklardan daha da güzel olmalıydı! Ancak insan kültürlerinin etkileşimlerinin oluşturduğu küreselleşme, farklı güzellik algılarının birarada yaşamasının önünü açtı. 1970'te siyahların da beyazlarla birlikte güzellik yarışmalarına katılmasına izin verildi ve ilk kez 1984'te bir siyah, Vanessa Williams, Miss America unvanını kazandı. Ancak yine de Çinli'sinden Afrikalı'sına dünya üzerinde pek çok insan, Batılı standartlarını yakalayarak melez bir güzellik yaratma çabasına giriştiler.
Peki geleceğin güzelliği hangi ölçütlerin üzerinde bina edilecek? Bu endüstri içinde bulunanlar, hangi öngörülere göre yatırımlarını temellendirecek? Etnolog Elisabeth Azoulay ve filozof Françoise Gaillard'ın editörlüğünde hazırlanan makalelerde bu soruya yanıt aranırken, en önemli iki etkenin demografi (nüfus yapısı) ve teknolojik ilerleme olacağı söyleniyor.
Dünyada şehirli nüfus giderek artıyor ve 2050'de dünyadaki 9 milyar insanın yüzde 70'i şehirlerde yaşıyor olacak. Yani farklı kültürler, şehirlerde birbirlerine daha da yakınlaşacak, kaynaşacak, birbirlerini taklit edecek ve bir potada eriyecek. Böylece ırkların karışmasıyla oluşacak kozmopolit bireyler bir yandan estetik normlarını paylaşarak birbirine benzerken, diğer yandan da sonsuz çeşitlilik içinde farklı sentezler yaratarak kendi tekil, orijinal karakterini, diğerlerinden ayrılan görüntüsünü korumaya çalışacak.
Önüne geçilemeyen teknolojik gelişme de güzellik anlayışında büyük etki yapacak. Photoshop ile nasıl sanal imajımızı değiştiriyorsak, yeni bilimsel ilerleme sayesinde fiziksel görünümümüzü de kolayca değiştirebileceğiz. Kendi güzelliğine daha da fazla düşkün hale gelecek olan insanoğlu, kemiklere dövme yapıp, tenine mücevherler ekleyecek ya da çeşitli işlemelerle kendi cildini kendisi tasarlayacak. ABD'li araştırmacı Chip Walter, Homo Sapiens türünün son bulup "Siber Sapiens" döneminin başlayacağını iddia ederek, bu insanın, yarı biyolojik yarı dijital bir varlık olacağını söylüyor. Homoseksüelliğin toplumda yaygınlaşması, klasik aile formatını ortadan kaldıracak. Klonlama teknolojisinin gelişmesiyle de çocuk sahibi olmak için anne-baba ikilisine gerek kalmayacak. Cinselliğin getirdiği sınırlamaları kaldıracak olan birey bir çeşit "üçüncü cins"i oluşturacak ve büyük bir özgürlük içinde kendi güzelliğini yaratacak. Vücut bakım teknolojisi sayesinde yaşlılık güzelliği gölgeleyen bir unsur olmaktan çıkacak. Böylece "ölümsüzlük" tutkusu her zamankinden daha da güçlü olacak. Bu hayale ulaşma yolunda doğal evrim yetersiz gelecek ve post-insan, daha doğarken genleri değiştirilmiş, işlevsel ve estetik protezler takmış hale gelecek.
Güzelliğin gelecekteki uygulamalarına dair bazı öngörüler ise şöyle: 2031 yılında herkes hammaddeyi evine "ışınlatarak" kendi kozmetik malzemesini kendisi hazırlayacak. 2051'de AB'deki nüfus cüzdanlarında cinsiyet hanesi kaldırılacak. 2057'de ilk kez "100 yaşın üzerindekiler için" güzellik yarışması düzenlenecek. 2068'de ABD'de kamusal alanda çıplak gezme yasağı kalkacak. 2090'da 80 yaşın üzerindekiler için estetik ameliyatlara İtalya'da ve Danimarka'da ilk devlet yardımı verilecek. 2112 itibariyle genetik yolla geçen hastalıklar son bulacak. 2120'de erkek-kadın ayrımı olmaksızın ortalama insan boyu 2.13 metreyi bulacak. 2128'de insan cildinin renk ve deseni bilgisayarlarca programlanabilecek. Ve 2135: Bu tarihte, bilinen son doğal sarışın ölecek.
sayı:
71