Soğuk Savaş zindanı
- Diğer Kültür-Sanat Haberleri
- Bir suç da siz işleyin
- Salinger hakkında hiç bilmedikleriniz
- İlişkili Haberler
- Cilalı ve parlak
- İhtiyacımız olduğunda Freud nerede?
- Şok doktrini
- "Halk" tipi süperler!
- Yazlık sinema
- Demir bu kez ışıldamıyor
- Sinyor Popo
- Dr. Ölüm'e mesaj var
- "Alis harikalar diyarında"
- Yetişkin pazarının komedisi
- Laz von Trier
- Türkler'in zombilerle imtihanı
- Bir hesaplaşma gününün hikayesi
- Babanın günahları
- Kore Hollywood'u ele geçiriyor
- Şok ve esnemek
- Sine-masal aşk
- Savaşta kazanan taraf yoktur.
- Raimi bizi krize sürükle
- Yedinci sanatın dikizcileri
- Barış treni yeniden kalkıyor
- "Bugün ne izle(me)sek" rehberi
- Çirkin Chanel nerede?
- "Halk Düşmanları"
- Daha temiz bir yol
- "Sinemada sıkıcılık en büyük günah"
- Atılgan Ahlak
- Bu ay çevrenize iyi bakın
- Üç vakte kadar çok uzun bir yolunuz var
- "Mutlu günler" geri geldi
- Kızım bir vampire aşık
- El yordamıyla Türk sineması
- Su için dönüyor, su için dövüyor
Dış dünyadan tamamen izole bir ada. Sakinleri, türlü caniliklerle suç işlemiş ve tedavileri adadaki merkezde süren akıl hastaları. Takvimin 1954'ü gösterdiği zaman diliminde, dünya ise soğuk savaşın gerilimi içinde. Bunun sıradan insanlarda yarattığı tedirginlik ve endişeli bekleyiş, kendilerini bir anda akıl hastanesinde bulabilecekleri travmatik sonuçlara yol açmakta. İşte böylesine bir fonda, kadraja ilk yansıyan, yoğun sis altında (aslında gizeme) ilerleyen bir gemi içindeki adli polis dedektifi Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve çaylak ortağı Chuck Aule (Mark Ruffalo) oluyor. İkili, son derece sıkı korunan Aschecliffe Hastanesi'nden nasıl kaçtığı bir türlü çözülemeyen bir kadının (üç evladını canice öldürmüş bir anne) bulunması için görevlendirilmiş. Dedektif Teddy, soruşturma ilerledikçe, basit bir kaçma vakasının ardında çok büyük bir komplonun olduğunu düşünüyor. Adanın gizli deneylere ev sahipliği yapmasından, Nazilerin etkisi altında olduğuna, hatta ABD'deki komünist avının buradan yönetildiğine kadar.
Zindan Adası (Shutter Island), yeni yılın merakla beklenen büyük yapımlarından ilkiydi ve nihayet 19 Şubat'ta ABD sinemalarında yüzünü gösterdi (Türkiye'de ise vizyon tarihi daha önce iki kez ertelenen film, 12 Mart'ta gösterime girecek.) Kameranın arkasında, efsane yönetmen Martin Scorsese var. Önündeyse, son zamanlarda büyük rollerin altından 'yüzü' ile değil oyunculuğuyla kalkmayı başaran Leonardo DiCaprio. (Kendileri, oyunculuk konusunda yıllardır boş geçmediğinden, bu tartışmayı tekrar açmak haksızlık olur.) Zindan Adası, Scorsese ve DiCaprio'nun, Göklerin Hâkimi, New York Çeteleri ve Köstebek filmlerinin ardından dördüncü birlikteliği. Hikâye, Amerikalı yazar Dennis Lehane'nin çok satan aynı adlı romanından uyarlama. Yazarın Mystic River (Gizemli Nehir) ve Gone Baby Gone (Kızımı Kurtarın) uyarlamalarını da geçtiğimiz yıllarda sinemalarda izlemiştik.
Zindan Adası'nda, gerilimi ayakta tutacak unsurların hayli bol olduğu, hikâye zengini bir senaryo çıkıyor karşımıza. Soruşturma esnasında patlak veren kasırganın adadan geri dönmeyi imkânsızlaştırması üzerine yaşanan kapana kısılmışlık hissi (keskin bir klostrofobi), Teddy'in sorunlu geçmişi (geri dönüşlerle, bir Nazi toplama kampında yaşadıklarına tanıklık ediyoruz) ve ilk başlarda migrenden kaynaklandığını düşündüğümüz sanrıları, hastanenin ürkütücü daimi konukları ve personelin şüphe uyandıran gizemli halleri.
Bütün bunlar biraraya geldiğinde, mükemmele yakın bir sonucun ortaya çıkmasını bekliyorsunuz. Ama bunca travmatik durum belli ki hem senaristin hem de yönetmenin kafasını karıştırmış. Gizem, merak duygusunu tetikler. Meraksa, soru sormayı gerektirir. Yönetmen bilinçli yarattığı dağınıklıkla dikkatleri karıştırırken, görüntülerle oyalama taktiği devreye girer. Bu sayede, her ne kadar filmin gidişatı tahmin edilebilir olsa da, final, akıl oyunlarına kendini kaptırması sağlanan izleyici için sürpriz son olur. Size de soru işaretleriyle salonu terk etmekten başka çare kalmaz. Seyirci için hazırlanan bu genel denklem, Zindan Adası'nda bir noktadan sonra sarkmaya ve etkisini kaybetmeye başlıyor. Usta yönetmen Scorsese, "klişe" tabir edilen tuzaklardan kendini kurtaramamış. Mesela, en kabasından, tahmin edilebilir bir finalden.
Kendisini sadece, dedektif Teddy'in sorunlu geçmişine geri dönüşler yaşadığı sahnelerde kanlar içinde rol yaparken görsek de, filmde asıl payeyi Michelle Williams'a vermek gerek (dedektifin ölmüş eşini canlandırıyor.) Hastane yöneticisi Dr. Cowley rolünde ise, deneyimli aktör Ben Kingsley, tam da olması gerektiği gibi. Filmin gizem unsurlarından, yılların usta aktörü Max Von Sydow da, perdede göründüğü her karede heyecan dalgası yaratmayı başarıyor. Yönetmenlik anlamında ise her şeye rağmen Martin Scorsese'ye pek laf söylemek olmaz. Biraz önce bahsettiğimiz tercihlerinden dolayı bir iki eksi puanı hanesine yazsak da, filmde yarattığı başarılı atmosfer takdiri ziyadesiyle hak ediyor. Ters beyaz ışık kullanımıyla, adeta Alfred Hitchcock sinemasına (özellikle de Vertigo filmine) selam çakmış. Zindan Adası, bildik bir Scorsese filmi olmasa ve hayal kırıklığı yaratsa da, hiç değilse ustaya saygı adına izlenebilir.
sayı: 71




















