Uyuyan dev uyanıyor
- Diğer Türkiye Haberleri
- Hizmet mi, operasyon mu?
- Askerin demokrasiye geçişi
- İlişkili Haberler
- İşsizliğe ölüm
- Büyümek için
- Gıdada topyekun savaş
- TL'ye kur yapmak
- Rastlantısal iyileşme dönemi
- Kafamız sudan henüz çıkmadı
- Hayallerimi sigortalayabilir misiniz?
- T-BRIC'ler
- Yatırım için favori pozisyonlar
- İyi günde, kötü günde
- Kayıt dışı kaynaklar
- Ne yapmaya başladık?
- Bardağın boş tarafı
- Taşıma su
- Tedbirli iyimserlik
- Altın vuruş!
- Türkiye'nin geo-lojistik önemi
- Paradan konuşalım
- Gribal resesyon
- Kriz içinde rekorlar yılı
- Farklı bir hikâye yazabilirdik
- Eylül ayı dönüm ayı
- Kârlı bir yatırım
- Ortadoğu'nun gıda pazarı
- Krizden çıkış için iki paradigma değişikliği şart
- Küçülmeme stratejisi
- Stand-by yerine izleme anlaşması
- IMF'siz Türkiye
- "Vurdun mu ses getireceksin"
- Önlesen bir türlü
- Ankara sanıldığından daha sıkı rakip
- "Rakibiniz Rusya"
- "2009 kayıp değil reform yılı olmalı"
- Komşularla dolarsız ticaret
- Türkiye'ye yeni ekonomi modeli
- "İslami bankacılıkta spekülasyon yok"
- İstihdamda umut sonraki bahara
- BM'nin dilinde tüy bitmiş
- "IMF'nin üstüne atlayalım"
- Beş yıldızlı Anadolu
- Aynı gemide miyiz?
- Suları ısınıyor
Geçen hafta açıklanan iki önemli rakam Türkiye ekonomisinin 2010 yılı görünümünü ve piyasa beklentilerini değiştirebilir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre işsiz sayısı 860 bin kişi arttı ve 2009'da işsizlik oranı yüzde 14'e çıktı. Bu rakamın şoku geçmeden Şubat ayı enflasyonu geldi. Tahminleri aşan bir oranla yıllık enflasyon Şubat'ta tüketici fiyatlarında yüzde 10.13, üretici fiyatlarındaysa yüzde 6,82 arttı.
İki rakamın ortak noktası arzu edilir seviyelere bir daha kolay kolay dönemeyecek olması. Özellikle işsizlik küresel krizle birlikte Türkiye'de çözümü daha zor bir sorun haline geldi. 2009'da işsiz sayısı 3 milyon 471 bin kişi oldu. Tarım dışı işsizlik yüzde 17,4 ve genç işsizliği ise yüzde 25,3. Yani Türkiye'deki dört gençten biri işsiz. Bu tablonun gösterdiğinden daha vahim bir durum var. O da gerçek işsizliğin, tüm korkunçluğuna rağmen açıklanan işsizlik rakamından daha yüksek olması. Konuyla ilgilenen herkes farkında ki Türkiye'de gerçek işsizlik oranı yüzde 20'lerin üzerinde. Açıklanan resmi rakamların gerçeğinden daha düşük olmasının nedenleriyse işsizlik kavramının tanımıyla ilgili.
70,5 milyon nüfusa sahip Türkiye'de toplam işgücü 24 milyon 748 bin ve toplam istihdam da 21 milyon 277 bin kişi olarak hesap ediliyor. Türkiye istihdam piyasasının kronik sorunlarından biri tam da burası. Yıllardan beri istihdam edilenlerin sayısı 20 milyon civarında gidip gelirken, işgücüne dahil olmayanların sayısı sürekli artıyor. İşsizlik oranını, işsiz sayısını işgücüne bölerek hesapladığımız için gerçeğinden daha düşük bir orana ulaşıyoruz. Bunun bir nedeni de uzun zaman iş arayıp bulamadığı için iş aramaktan vazgeçenlerin işsiz kabul edilmemesi. Bu yaklaşımın yanında tarım kesiminde aynı işletmede ücretsiz aile işçisi olarak çalışanlar da istihdam içinde kabul ediliyor. İstihdam piyasaları ve çalışma ekonomisi alanlarında uzman, Namık Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Alpay Hekimler "Bir problemi çözmek istiyorsak önce o problemi doğru tanımlamalıyız. Bu nedenle işsizliğin gerçek seviyesinin yüzde 14 değil, bunun çok daha üzerinde olduğunu kabul etmemiz lazım" diyor.
İşsizliğe dair karamsarlığı arttıran başka bir unsur ise küresel kriz sonrası dünya konjonktürünün geçirdiği dönüşüm. Bundan böyle firmalar uluslararası piyasalarda rekabet edebilir hale gelmek için yüksek katma değerli, ileri teknoloji alanlarına yönelmek zorunda ve bu da sermaye yoğun yatırımlar gerektiriyor. Oysa Türkiye'nin derin işsizlik sorunu istihdam arttırıcı emek yoğun yatırımlara da ihtiyaç duyuyor. Hekimler'e göre bu çelişkinin aşılabilmesi için en başta "sosyal güvenlik primlerinin Hazine tarafından desteklenmesi veya vergi oranlarının düşürülmesi gerekiyor." İstihdamı arttırmak için devletin devreye girmesinden başka bir olanak yok gibi görünüyor.
Enflasyondaki beklenmedik artış ise 2010'a ait beklentileri tümden değiştirdi. Merkez Bankası (MB) önceki raporlarında enflasyonda yüksek seyrin yılın ilk yarısına kadar etkili olacağını, sonra düşeceğini öngörüyordu. Şubat'taki aşırı yükselişle birlikte enflasyonda düşüş için artık 2010'un son çeyreği ile 2011'in ilk çeyreğine randevu veriyor. Aşırı yükselişin en büyük zararı olumlu enflasyon beklentisinin bozulması oldu. "Önümüzdeki aylarda enflasyonu yükseltecek yeni faktörler devreye girerek yukarı yönlü trendin devam etmesine neden olacaktır" diyor Meksa Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı Özgür Yurttaşseven, "artık enflasyonda aşağı yönlü trend sona erdi, uyuyan dev uyandı. Ama bu çok hızlı bir artıştan ziyade büyümeyle paralel kademeli bir artış olacak."
Türkiye'de ekonominin 2009'da yüzde 5-6 arasında bir oranda küçüldüğü tahmin ediliyor. Böyle bir dönemde dahi enflasyonun yüzde 5'in altına gelmemesi de orta vadede umutsuz bir durum. Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Müdürü Ali İhsan Gelberi, Türkiye'de enflasyonun yüzde 4-5'ler seviyesine çekilebilmesi için yeni bir yapısal reform programı açıklanması gerektiğini söylüyor. "Akaryakıtın üzerindeki vergiden ulaşım masraflarının yüksekliğine, hal kanununun verimsizliğinden tarım üreticilerinin sorunlarına kadar birçok alanda gereken mikro reformları yapmadan enflasyonu 5'li seviyelerde tutamayız."
İşsizlikte rekor kırdık, düşen enflasyonu uyandırdık, büyümedeki kıpırdamayla birlikte cari açık tekrar artış eğiliminde. Şimdi düşünün bakalım bu nasıl oldu?
sayı: 72




















