Toprak kavgası
Geçen hafta, Kıbrıs'taki müzakerelerde Rum Kesimi'ni çözüme zorlayacak iki domino taşı arka arkaya devrildi. Önce, Başbakan Recep Tayip Erdoğan Kıbrıs'ta anlaşma sağlanması halinde adadan asker çekeceklerini açıkladı. Belki de en kritik ihtilaf konusunun ilk defa bu kadar üst düzey bir ağızdan bu netlikte dile getirilmesi önemli. Üstelik Erdoğan bunu Rum basınına konuşurken söyledi. Yani müzakere sürecinde Rum kamuoyunu direkt etkileyebilecek bir nokta atışı yaptı. İki gün sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rumlar'ın açtığı mülkiyet davalarının akıbetini belirleyecek 8 pilot davada, KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'nu (TMK) adres gösterdi ve komisyonun "etkin iç hukuk yolu" olduğuna hükmetti. Yaklaşık 1000'den fazla mülkiyet davası AİHM'nin gündeminden düşüp TMK'ya yönlendirilecek.
Erdoğan'ın açıklaması, 18 Nisan'da KKTC'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde eli iyice sıkışan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a bir hayat öpücüğü niteliğinde. Zira seçimlerde, Ankara'nın pek çözüm yanlısı görmediği Derviş Eroğlu ile yarışacak olan Talat, şimdilik geride. Kamuoyu araştırma şirketi KADEM'in birkaç gün önce 1800'e yakın Kıbrıslı Türk'le görüşerek yaptığı araştırmaya göre Derviş Eroğlu, Mehmet Ali Talat'ın 5,8 puan önünde. Eroğlu'nun oy oranı yüzde 52.9, Talat'ınki yüzde 47,1. Talat, seçimlere, müzakerelerde alınacak somut sonuçlarla girmeyi hesaplıyor. Bunun farkında olan Rum tarafı ise, Talat'ı masada daha fazla taviz vermesi için sıkıştırıyor.
Siyasi ve hukuki tartışmaların en nihayetinde gelip dayandığı nokta insani... KKTC, 1974 Kıbrıs Harekâtı'nın ardından Rumlar'ın kuzeyde kalan mallarını Kıbrıslı ya da Türkiye'den giden Türkler'e dağıttı ya da sattı. Müzakerelerin başlamasıyla, binlerce insanın akıbeti belirsizleşmişti. Talat, "Vatandaşlarımızı pazarlık konusu yapmayız. 35 senedir burada yaşayan, Türkiye ile bağı kalmamış onca insan nereye gidebilir ki? Varsa bir aklıevvel, söylesin bana. O insanların varlığı devam edecek ama yerleştikleri araziler ayrı konu" diye yakınırken, aslında konunun ne kadar çetrefil olduğunu gayet güzel özetliyordu.
Fransa'nın Strasbourg kentindeki AİHM'nin kararı Talat için olduğu kadar, Ankara için de (üstelik tam da Ermeni meselesinde kalesinde golü gördüğünü düşündüğü günlerde Avrupa'dan gelen) bir hayat öpücüğü. KKTC'yi tanımayan Kıbrıslı Rumlar, AİHM'e Türkiye aleyhine dava açıyorlardı. Gerekçe ise "Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'nin etkin ve fiili kontrolü altında" olmasıydı. AİHM'nin, Kuzey Kıbrıs'ta işleyen hukuk düzenini teyit ettiği için "KKTC'nin dolaylı yoldan tanınması" anlamına da gelebilecek kararı, bu konuda milyarlarca Euro'ya mal olabilecek davalarla ilgili Türkiye'nin rahat bir nefes almasını sağlayacak. Ancak bu, mali anlamda değil politik anlamda rahat bir nefes. Nihayetinde TMK'daki mülkiyet dosyaları da çoğunlukla tazminat kararıyla sonuçlanıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Ali Dayıoğlu'nun dediği gibi "tazminatları KKTC Maliye Bakanlığı ödüyor görünse de, para direkt Türkiye'nin cebinden çıkıyor."
2006'dan bu yana TMK'ya yapılan başvuru sayısı 455. Bunlardan 94'ü uzlaşma, 4'ü mahkeme yoluyla sonuçlandırıldı. Toplamda ödenen tazminat ise 40,062,100 Sterlin (44,406,366 Euro; 90,408,792 TL). AİHM'nin kararından sonra TMK'ya başvuruların artması muhtemel. Ayrıca kamuoyunda yansıtıldığı gibi Rumlar'a AİHM kapısı tamamen kapanmış da değil. Ankara Barosu Dergisi Kıbrıs Özel Sayısı editörü ve avukat Murat Sümer, "AİHM, TMK'yı bir iç hukuk yolu olarak kabul etti ve oraya başvurulmasına hükmetti. Sonuç alamayacak Rumlar'a AİHM yolu yine açık" diyor. Yani karar, hakkında en çok dava açılan ülkelerden biri olarak AİHM nezdinde pek iyi imajı olmayan Türkiye'ye daha ziyade zaman kazandıracak.
Talat, bir süre önceki görüşmemizde, müzakerelerde en zorlu başlık olan mülkiyet konusunda çok az yol aldıklarını söylemişti. AİHM'nin kararı, seçimler öncesinde masada Talat'ın da elini hayli güçlendirdi. Rum tarafı en azından bu konuda artık yeni bir strateji belirlemek durumunda, çünkü AİHM'nin prosedürleri ve çok üyeli yapısı nedeniyle 8 pilot dava hakkındaki kararın yazdan önce çıkmayacağını hesaplamışlardı. Haliyle şaşkınlık içindeler. Sümer, "AİHM her ne kadar hukuki görünse de, aslında konjonktürü hesap ederek siyasi kararlar veren bir organ. Belli ki, zora giren müzakerelerin önünü açmak istediler" diyor. Yani AİHM, müzakerelere dolaylı da olsa bir omuz verdi. Çünkü Talat'ın cumhurbaşkanlığını, "Rumlar'ın tavrı değişmezse müzakereler 100 yıl sürse de devam eder" diyen Eroğlu'na kaptırması ne Ankara'nın ne Avrupa'nın işine geliyor. Kıbrıs sorununu değil 100 yıl, bir 10 yıl daha duymaya bile hiç kimsenin tahammülü yok çünkü.
sayı: 72




















